El Yaralanmaları / Op. Dr. Onur Saka / 04.12.2018

0
856

Sanayileşmenin ülkemizde maalesef olumsuz getirilerinden en önemlisi geçtiğimiz sene pek de hatırlamak istemeyeceğimiz haberlerden dolayı “iş kazaları” dır. Bu aralar farkında mısınız televizyonlarda bir kamu spotu dikkatimizi çekiyor, her ne kadar kalitesini bir miktar düşük bulsam da çekimin son kısmında “iş kazası diye bir şey yoktur” deniyor. Malesef ki doğru bir cümle. Bir insan ekmeğini kazanırken, çalışıp üretirken sağlığından kesinlikle olmamalı ancak eğitimsizlik her alanda olduğu gibi eksikliğimizi yüzümüze yüzümüze vuruyor bu noktada.
El Cerrahisi ve Mikrocerrahi ile ilgilenen biz Plastik Cerrahlar Sanayinin gelişmiş olduğu şehirlerimizde sıklıkla karşılaşıyoruz el yaralanmalarıyla. Gerçi el yaralanmalarını sadece iş kazasına bağlamak da pek doğru değil, örneğin küçük çocuklarda en çok gördüğümüz yaralanma tiplerinden biri de parmağını kapı arasına sıkıştırmış hastalar. Alkol tüketimi ve stresle ilişkili agresyonu yüksek hasta grubu daha çok geceleri tüm kuvvetlerini cam üstünde deneyerek geliyor acillere sonlarını düşünmeden. Asistanken onlara şu soruyu sorardım; “Size 1 trilyon versem elinizi bileğinden itibaren verir misiniz?” . Tabi ki hiç kimse “Evet” diyemezdi bu sorunun yanıtı olarak. Sonrasında eklerdim; “Madem bu kadar değerli, neden cama yumruk atıyorsunuz?”…Daha bir çok sebepten yaralanabilir ellerimiz, en basit bir parmak ucu yanığından veya çizilmesinden kol kopmasına varacak denli geniş bir yelpazede yaralanmalar mevcuttur. Sanayi kaynaklı el yaralanmaları, daha ağır, daha kirli ve tedavisi daha zor yaralanmalardır.
Türkiye’de el cerrahisi ile eğitim veren kliniğe bağlı olarak Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahlar ile Ortopedistler ilgilenmektedir. Bir de son dönemde bu iki uzmanlık dalının yan dalı olarak “El Cerrahisi” yapılabilmektedir. Ülkemizdeki hekim açığı ve ayrıca el cerrahisinin acili ve komplikasyonu bol bir branş olması bu konuyla alakalı uzmanlaşan kişi sayısının çok az olmasına sebep olmaktadır. Örneğin bugün parmağınız kopsa, replantasyon dediğimiz parmağın yerine geri dikilmesi ameliyatını büyük şehirlerin bazılarında bile yaptıramayabilirsiniz.
Elimiz işlevleri ve anatomisi açısından son derece komplike bir organ. Elin stabilitesini kemikler, eklemler ve bağlar, hareketini tendonlar, kaslar ve sinirler, duyusunu sinirler, beslenmesini ise damarlar  sağlamaktadır. Ağır yaralanmalarda genelde belirttiğimiz anatomik yapılardan birkaçı hasar görmektedir. Temel nokta ise, bu yapılar hasar gördüğünde en iyi cerrahi ve en iyi fizik tedavi ile bile %100 eskisi gibi olamamaktadır. Örneğin tendonunuz kesildiğinde parmağınızın hareket kabiliyetini yitirirsiniz. Bizlere gelir ve cerrahi geçirir tendonunuz onarılır. Sonrasında fizik tedavi hekimlerince fizyoterapiye başlanır. Buna rağmen onarım bölgesinde doku yapışıklıkları sebebiyle onarılmış olan o tendonunuz çalışmayabilir ya da tam olarak parmağınız bükülmeyebilir.
Tendon kesilerinde yaralanmanın bölgesine göre elde edilecek sonuçlar farklılık gösterir. El sırtındaki tendon kesilerinin sonuçları daha iyi iken, parmak iç yüzündeki tendon kesilerinde iyi sonuçlar elde etmek gerçekten güçtür. Ameliyatlar uygun hastalarda lokal anestezi ile veya sadece el ve ön kol uyuşturularak yapılabilir. Ameliyat sonrasında genelde 3-4 hafta arasında eliniz ve ön kolunuz yarım alçıya alınır. Kimi vakalarda hemen kimi vakalarda biraz daha gecikmeli fizik tedavi ve hareket başlanır. En iyi ihtimalle işe geri dönüş tarihiniz 1,5 aydır.
Sinir kesileri, hareket, duyu veya her ikisinin etkilendiği yaralanmalardır. Duyu olarak hangi parmağın neresinin duyusunun kaybedildiği bile önemlidir. Örneğin başparmağın uç kısmının duyusu, serçe parmak uç kısmından daha önemlidir. Sinirdeki yaralanmanın seviyesi de çok büyük önem arz eder. Örneğin sinirinizi dirsek seviyesinde kesmek, el bileği seviyesinde kesmeye göre çok daha kötü sonuçlar doğurur. Elde fonksiyon gören 3 adet ana sinir vardır. Bunların herhangi birinin yaralanması bana kalırsa her türlü tendon yaralanmasına göre çok daha kötü sonuçlar doğurabilir. Bunun sebebi sinir iyileşmesinin pek de kontrol edilebilir olmamasıdır. Normalde bizlere ortaokul ve lisede biyoloji derslerinde sinir dokusunu iyileşmeyen bir doku olduğu öğretilirdi. Ancak tıp fakültesinde öğrendik ki eldeki sinirler uygun bir şekilde onarıldığında günde 1 mm hızla iyileşebiliyor. Sinir onarımları günümüzde mikrocerrahi tekniklerle yapılıyor. Kabaca bir hesap yaparsak el bileği seviyesinde siniriniz kesseniz ve biz de onarsak, bilek-parmak ucu arasındaki mesafeyi 18 cm olarak kabul etsek, 180 mm yapıyor, yani 180 günde duyu tekrar parmak ucunuza ulaşabiliyor. Aslında sinir kesilerinde beni asıl korkutan el içindeki ince hareket kaslarının hareketini sağlayan sinir parçalarının etkilenmesi. Aynı hesap orada da geçerli ancak bu sefer o kadar sürede kaslar çalışmadığı için iyice küçülüyor, yani sinir oraya iyileşip ulaştığında orada hareket ettirecek bir kas bulamıyor.
Kemik kırıklarında genç yaşta, kırık eklem içinde olmadığı sürece, sonuçlar gayet iyidir. Ancak eklem içi kırıklar ve yaşlı hastalarda eklem sertliği oluşumu ihtimali yüksektir. Hafif kırıklar basit yarım alçılarla, parçalı veya yerinden oynamış kırıklarda  ince çelik tellerle veya titanyum plak-vidalarla tedavi edilebilmektedir.
Damar yaralanmaları ise el cerrahisinin en acil kısmı. Neyse ki he elimizi, hem de tüm parmaklarımızı besleyen iki adet damarımız var. Birisi kesildiğinde diğeri dokuları besleme noktasında problem yaşanmamasını sağlıyor. Ancak her ikisi de kesilirse aciliyet o zaman başlıyor. Kan olmazsa hayat da olmuyor. Bu nedenle bizlerin “revaskülerizasyon-replantasyon” dediği sizlerin “tekrar yerine geri dikelim” diyerek basit bir işlem zannedilen ameliyat acilen gerekli oluyor.
Her ne kadar yazdıklarımda hafiften kara bir tablo çizmiş olsam da tedavilerin sonuçları eski yıllara nazaran çok çok iyi. Yaralanma olduğunda bu konuyla alakalı iyi bir cerrah ve iyi bir fizik tedavici bulmak en önemli mesele. Ancak asıl önemli olan değerini ölçemeyeceğiniz bu organınıza çok dikkat etmeniz. İnşallah bir gün siz hiç yaralanmazsınız, bizler de hiç onarmayız. Çünkü ellerimiz çok kıymetli.

Özel Tekden Hastanesi – Op. Dr. Onur SAKA’

 

TEILEN
Önceki İçerikVertigo Bir Hastalık Tanısı Değildir / Her Hafta Yeni Bir Sağlık
Sonraki İçerikBerna Öztürk’ten Acil Sağlık Açıklaması
Op. Dr. Onur Saka
1982 yılında İstanbul’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamladı. 1999 yılı üniversite sınavında Türkiye 42.’si olarak İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İngilizce Bölümü’nü kazandı. Fakülteyi 2005 yılında Bölüm 2.’si olarak bitirdi. 2005 yılı TUS sınavında Türkiye 14.’sü olarak tıp eğitimi boyunca hayalini kurduğu Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı’nda göreve başladı. 2011’de uzmanlık eğitimini tamamlayıp mecburi hizmetini Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaptı. Van Depremi döneminde yaptığı hizmetlerden dolayı T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından “Teşekkür Belgesi” ile ödüllendirildi. Aynı hastanede 2012 yılından hizmet süresini doldurduğu 2013 yılına dek Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Kliniği ile Yanık Ünitesi Şefi olarak görevlendirildi. Devlet Hizmet yükümlülüğünün dolması sonrası Temmuz 2013’te Aydın Nazilli Devlet Hastanesi’ne atandı. Nazilli Devlet hastanesinin ilk Plastik Cerrahı olarak kliniğin kurulmasında ve bölge halkını bu hizmetle tanıştırmakta önemli rol oynadı. Mayıs-Temmuz 2013’te Los Angeles, ABD’de UCLA Plastik Cerrahi Kliniği’nde gözlemci olarak bulundu. Eğitim sürecindeki tescilli başarısını, çalıştığı kurumlarda klinik tecrübesi ve becerisi ile perçinleyen Op. Dr. Onur Saka gerçekleştirdiği tedavi ve ameliyatlarla ilklere imza attı. Evli ve iki çocuk babası olan Op. Dr. Onur Saka Denizli Özel Sağlık Hastanesi’nde görev yapmaktadır.

CEVAP VER