Proteinlerin Vücuttaki İşlevi / Diyetisyen Elvan Nalçacı / 14.12.2018

0
378

Protein sözcüğünün Latincedeki karşılığı “Yaşayan varlıklar için elzem azotlu öğe” şeklindedir. Yetişkin insan vücudunun ortalama % 16’sı proteinden oluşmuştur. Proteinler sindirim kanalında yapı taşları olan amino asitlere ayrılarak kana geçerler ve kanla karaciğere taşınırlar. Bu depo şeklinde değil, çalışan ve belirli görevler yapan hücreler şeklindedir ve hücreler sürekli olarak değişip yenilenmektedir.

 PROTEİNLERİN VÜCUT ÇALIŞMASINDAKİ GÖREVLERİ:

  • Proteinler, bütün canlı hücrelerinin temel maddesidir. Dolayısıyla dokuların yapımı, yaşaması ve yıpranan hücrelerin onarılmasında görevlidir.
  • Enerji veren besin ögesidir. 1 gram proteinin yanması sonucu 4 kalori enerji verir.
  • Vücuttaki kimyasal olayların gerçekleşmesinde rol alan enzimlerin yapısında bulunur. Bazı hormonların yapısı proteindir.
  • Hastalıklara karşı vücudun savunması olan antikorların yapımında kullanılır.
  • Kanın oksijen taşıyıcısı olan hemoglobin yapısında bulunur.
  • Vücutta asit-baz dengesini sağlamak için gereklidir.
  • Hücre içi ve dışı sıvıları dengeleyerek vücutta ödemi (su birikmesini) önler.

PROTEİN YETERSİZLİĞİNDE GÖRÜLEN BOZUKLUKLAR

  • Büyümenin yavaşlaması ya da durması en önemli yetersizlik belirtileridir.
  • Hayvansal protein yetersizliğinde özellikle çocuklarda kuvaşiorkor (büyüme ve gelişme bozukluğudur, ödemlidir.) hastalığına neden olur.
  • Protein ve enerji yetersizliğinde çoğunlukla bebeklerde “marasmus” hastalığı görülebilir. Şiddetli büyüme geriliği olur. Ancak kuvaşiorkordaki gibi vücutta ödem oluşmaz.
  • Ciltte yaralar oluşur.
  • Özellikle elzem amino asitlerin yetersizliği karaciğer ve sinir sisteminde bozukluklara yol açar. Hatta karaciğer hastalıklarından siroza yol açabilir.
  • Zihinsel gelişim bozukluklarına neden olur.

Vücut proteinlerinin oluşumu için kaynak, yiyeceklerde bulunan proteindir. Vücudun karbonhidrat veya yağdan protein yapması mümkün olmadığından dışarıdan protein alınması zorunludur.

Proteinin kaynağına ve türüne göre vücutta kullanılma durumları farklıdır. Proteinden vücudun yararlanma derecesi “proteinlerin kalitesi” olarak ifade edilir. Protein kalitesi, proteinin bileşimindeki amino asitlerin çeşit ve miktarına; sindirim ve emilme durumuna; sonuçta vücut proteinlerine çevrilmesine göre değişir. Proteinin kalitesi, vücudun bundan yararlanma ya da vücut proteinlerine çevrilme derecesini gösterir. Örnek protein, iyi kalite protein, düşük kaliteli protein olarak sınıflandırılmaktadır. Anne sütü ve yumurta vücuda alındıklarında % 100’ü kullanılır bundan dolayı örnek proteindir. Süt, et gibi diğer hayvansal besinlerin % 91–100 sindirildiği için bunlara iyi kalite proteinler denir. Vücutta % 70–90 sindirilebilen ve vücudun bunlardan yararlanma derecesi düşük olan; Kuru baklagiller ve tahıllar düşük kaliteli proteinlere örnek olarak verilebilir.

PROTEİN KAYNAKLARINI SINIFLANDIRACAK OLURSAK;

ETLER:

  • Etler iyi kalite protein kaynağıdır. Özellikle protein gereksiniminin arttığı, hızlı büyümenin olduğu bebeklik, çocukluk dönemlerinde diyette mutlaka yer alması gerekir.
  • Etin kendisi protein içerdiği için suyundan ziyade kendisi yenilmelidir.
  • Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için koroner arter hastalığı, diyabet, hipertansiyon gibi hastalığı olanlar kırmızı yağlı et yerine derisiz beyaz eti (tavuk, hindi) ve balık etini tercih etmelidirler.
  • Omega-3 (n-3) içeriği yüksek olduğu için sağlıklı beslenme için haftada 2 kez bal›k yenilmelidir.
  • Salam, sosis gibi et ürünlerini tüketirken yanında mutlaka C, E vitamininden zengin bir besine yer verilmelidir. Bu besinlerin yağ oranı yüksek olduğundan sınırlı tüketilmelidir.
  • Pişirmede haşlama, ızgara gibi yöntemler tercih edilmeli, kızartmadan kaçınılmalıdır.
  • Et konan yemeğe yağ eklememelidir.
  • Etler ızgara edilirken etle ateş arasındaki uzaklık eti yakmayacak, kömürleşme sağlamayacak şekilde ayarlanmalıdır, aksi halde kanser yapıcı maddeler oluşur.
  • Aynı nedenle etler çok yüksek sıcaklıkta, uzun süre pişirilmemelidir.

YUMURTA;

  • Protein kalitesi yüksek olduğu için bebek ve çocuklar tarafından her gün bir adet tüketilmesi yararlıdır.
  • Diyette protein miktarının kısıtlandığı böbrek ve karaciğer yetmezliği gibi hastalıklarda yumurta örnek protein içeriği nedeni ile önemli bir protein kaynağıdır.
  • Yumurtaya kabuklarından kolaylıkla mikroorganizmalar geçtiği için özellikle akının iyi pişirilerek tüketilmesi gerekir.
  • Pişmemiş (çiğ) yumurta tüketilmemelidir.
  • Kalp-damar hastaları haftada 1-2 kez yumurta yiyebilirler.
  • Et yemeyenler et seçeneği olarak yumurta yiyebilirler. Bir adet yumurta, besin değeri açısından yumurta büyüklüğündeki ete eşittir.
  • Yumurta sebzelerle ve tahıllarla birlikte yenirse, kan kolesterolüne olumsuz etkisi olmaz.
  • Yumurtanın içindeki lesitin beyin işlevlerinin düzenli olmasında yardımcı olur.

KURUBAKLAGİLLER;

  • Posa içeriklerinin yüksek olması ve yağ içeriklerinin düşük olması nedeniyle özellikle kalp-damar ve diyabet hastalarının diyetinde sıklıkla yer almalıdır.
  • Protein kalitesini arttırmak için tahıllarla birlikte tüketilmelidir.
  • Islatma ve iyi pişirme ile gaz yapıcı etkileri en aza indirilebilir. Kesinlikle pişirme suları dökülmemelidir.
  • Bileşimindeki minerallerin yararlılığı açısından C vitamininden zengin besinlerle birlikte tüketilmelidir.
  • Günlük posa alımını arttırmak için haftada en az iki kez kurubaklagil tüketmeye özen gösterilmelidir.

YAĞLI TOHUMLAR;

  • Fındık, susam, ceviz, badem vb. bu besinler B grubu vitaminler, mineraller, yağ ve proteinden zengindirler.
  • Yağ içerikleri yüksek olmasına karşın bitkisel olduklarından kolesterol içermezler.
  • Fındık, tekli doymamış yağ asitlerinden zengin olup; ceviz tekli doymamış yağ asitleri ile birlikte omega 3 yağ asitlerinden de zengindir.
  • Doymamış yağ, E vitamini ve flavanoid içeriklerinden dolayı koroner kalp hastalığı ve kanser riskini azaltırlar.
  • Enerji değeri yüksek olan bu besinlere özellikle çocukların ve ağır işte çalışanların diyetinde yer verilmesi yararlıdır.

SÜT GRUBU;

  • Süt ve yerine geçen besinler; yoğurt, peynir, kefir ve süttozu gibi sütten yapılan besinlerdir.
  • Bu besinler protein, kalsiyum, fosfor, B2 vitamini (riboflavin) ve vitamin B12 olmak üzere birçok besin ögesinin önemli kaynağıdır.
  • Zengin kalsiyum içeriğinden dolayı kemiklerin ve dişlerin sağlıklı gelişiminde ve hücre çalışmasında önemli rol oynar.
  • Süt ve süt ürünleri yağ içeriği yönünden de zengindir. Doymuş yağ ve kolesterol ile yağda eriyen A vitamini içerirler. Yağ ve kolesterol alımını diyette sınırlandırmaları gereken kişilerin yağ miktarı azaltılmış süt, yoğurt ve peynirleri tercih etmeleri gerekir.
  • Her gün yetişkin bireylerin 2 porsiyon, çocukların, adölesan dönemi gençlerin, gebe ve emzikli kadınlarla menopoz sonrası kadınların 3-4 porsiyon süt ve yerine geçen besinleri tüketmeleri gerekir. Bir orta boy su bardağı (200 cc) süt veya yoğurt ile iki kibrit kutusu büyüklüğünde peynir bir porsiyondur.

Sağlıklı bir birey için protein ihtiyacı kilogram başına 1 g olarak kabul edilir. Gebelik, emziklilik ve büyümenin en hızlı olduğu dönemlerde bu miktar artırılır. Büyüme hızı yavaşladıkça ihtiyaç da azalır. Ayrıca ateşli hastalıklar, ameliyatlar, kansızlık, yara, yanık, ishal, troit bezinin aşırı çalışması protein ihtiyacını arttıran diğer durumlardır.

Günlük protein ihtiyacını karşılamak için üç öğünde de proteinin iyi kaynaklarına yer verilmesi gerekir. Süt ve ürünlerinden günde 2 kez, et, kurubaklagil ve yumurta gibi proteinin en iyi kaynaklarından oluşan karışımdan günde 2 kez tüketilmelidir. Besinler üç öğünde dengeli olarak alınmalıdır.

Bu miktarlar ve protein kaynağının seçimi bireye özgü diyetisyen tarafından düzenlenmelidir. Son dönemlerde uygulanan yüksek proteinli diyetler ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Yeterli ve dengeli beslenmenin önemini vurgulamakta yarar var. Her gün yeni bir beslenme anlayışının türediği günümüzde kendimizi denek olarak kullanmak yerine beslenme uzmanınızla size özgü oluşturulmuş beslenme programıyla daha kaliteli, sağlıklı bir hayata merhaba diyebiliriz.

Sağlıklı, mutlu, huzurlu bir hafta geçirmeniz dileğiyle.

                                                                                                                             ‘’Diyetisyen Müyesser Elvan NALÇACI”

TEILEN
Önceki İçerikPAÜ Hastanesi Kanseri Yendi
Sonraki İçerikAşının Yararları
Diyetisyen Elvan Nalçacı
1988 tarihinde dünyaya geldi. ilk, orta ve lise öğrenimini Denizli’de tamamladı. Adıyaman Üniversitesi MYO Aşçılık Bölümünden mezun olduktan sonra İstanbul’da ‘’SOFT FOOD’’ üyesi restoranlarda aşçılık yaptı. Denizli’de restoran müdürlüğü ve Halk Eğitim Merkezinde Aşçı öğreticilik yaptı. Liderlik okulu eğitimlerini tamamladı. Liderlik okulu eğitimlerinde yeni bir bakış açısı kazandı ve insanın sınırının olmadığına, istediklerini hiçbir zaman ertelememesi gerektiğine inandı. Tekrar sınava girdi. 2014’te Yakındoğu Üniversitesi Beslenme Ve Diyetetik Bölümünü kazandı ve 2017’de mezun oldu. Pamukkale Üniversitesi Hastanelerinde Stajını yaptıktan sonra Selçuk Üniversitesi Yaşam koçluğu eğitimini tamamladı ve psikoloji üzerine eğitimlere katıldı. Hala psikoloji üzerine yayınları takip ediyor. Beslenme üzerine eğitim ve seminerlere katıldı. Şu an Pamukkale Üniversitesi Hastanelerinde hizmet vermeye devam ediyor. Beslenme psikoloji konusunda sürekli kendini geliştiren, sürekli yeni yayınları takip eden Diyetisyen Elvan Nalçacı bütüncül sağlığa inanarak ‘’Bir insan sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve pozitif düşünceyle daha uzun ve sağlıklı bir ömür sürdürebilir.’’ diyor.

CEVAP VER