Son dönemlerde yapılan araştırmalar, yediklerinizin kalorisini hesaplamak kadar, neyi ne zaman ve hangi besini hangi besinin yanında yediğinizin ve bu yediklerinizin hormonları nasıl etkilediğinin de önemli olduğunu göstermiştir.

Kilo vermek ve kilomuzu kontrol etmek için hormonların uygun seviyede çalışmaları gerekmektedir. Bu hormonların başında İnsülin ve Leptin hormonu gelir

İnsülin, pankreasta üretilen bir hormondur. Gün boyunca az miktarlarda, yemeklerden sonra ise fazlaca salgılanır. İnsülin, hücrelerin ihtiyaç duyduğu enerjiyi sağlar. Aynı zamanda vücutta yağları depolamayı sağlayan ana hormondur. Yediklerinizi enerjiye dönüştüren insülin, fazla yediğinizde ise kullanamadığı artan enerjiyi yağ olarak depo eder.

İnsülin direncini mutlaka duymuşsunuzdur. Son zamanlarda obezitenin yaygınlaşmasıyla çok sık rastlanan bir sorun olmaya başladı. İnsülin direnci, karaciğer, kas, yağ dokusu gibi dokularda insülin hormonuna karşı duyarsızlık sonucunda ortaya çıkıyor ve tip II diyabetin oluşmasına zemin hazırlıyor. Kronik yüksek insülin düzeyleri obezite gibi birçok sağlık sorununu tetikliyor. Aşırı yeme, şeker, karbonhidrat insülin direncinin oluşmasına neden oluyor.

İnsülin direncinizin olup olmadığını öğrenmenin yolu bir doktora gidip tahlil yaptırmaktan geçiyor.

Leptin  ise yağ hücreleri tarafından üretilir. “Tokluk hormonu” olarak adlandırılır ve beyninize doyduğunuzu söyleyen hormondur. Vücudunuz leptin salgılamazsa, beynin iştah kısmına sinyaller gitmez ve doyduğunuzu düşünmeden sürekli yersiniz.

Obez insanların kanlarında leptin seviyeleri çok yüksektir, .Bu kadar yüksek leptine sahip olmak, beynin leptine karşı duyarsızlaşmasına ve sonucunda leptin direncinin oluşmasına neden olur.

İnsülin ve leptin direncini kırmak, yaşam ve beslenme biçimi değişikliği ile mümkündür. Bu yeni yaşam biçimindeki unsurları şöyle sıralayabiliriz:

  • Fiziksel aktiviteyi kesinlikle ihmal etmemek
  • “Düşük glisemik indeksli gıdalar tüketmek
  • Sağlıklı yağları kullanmak
  • İşlenmiş gıdalardan uzak durmak
  • Uyku dengesini sağlamak
  • Stresi azaltmak

Yapılan bilimsel araştırmalar, insülin ve leptin direncinin ilk etapta hareketsizliğe bağlı olarak bacak adalelerinde başladığını göstermiştir. İnsan vücudunda en büyük kitleyi bacak ve kalça adaleleri oluşturur. Dolayısıyla enerjiye en fazla ihtiyacı olan ve bu enerjiyi en yoğun düzeyde kullanan dokular, bacak ve kalça dokularıdır. Bu nedenle düzenli olarak, ara vermeden devamlı bir şekilde fiziksel aktivite yaparak, bacak ve kalça adalelerinin insülin ve leptin hormonlarına olan hassasiyetlerini geri kazanmak mümkün olmaktadır.

Bacak adalelerinden sonra, karaciğer ve diğer organlarda insülin ve leptin direnci gelişmesi izlenir. Kilolu  kişilerde karaciğer yağlanmasının oluşması sonucu, göbek etrafında yağların birikmesinin nedeni de budur. İşte bu sebeplerle en başta fiziksel aktivitemizi artırarak insülin ve leptin direncinin gelişmesini önlemek, bunların sonucu gelişebilecek hastalıkların da önünü almak her zaman mümkündür

Egzersizin insülin direncine ciddi faydaları vardır, Egzersiz yağ dokuda depolanmış olan yağın kaslar tarafından kullanılmasını sağlar ayrıca kasların kandaki şekeri yakıt olarak kullanmasını sağlar kandaki şeker normalde kas  hücresine insülin olmadan gidemezken, egzersiz insülin olmadan da şekerin kas hücresine girmesini yani kandan uzaklaştırılmasını sağlar. Böylece kan şekerinin dengelenmesini sağlar

Spor ve Sağlık dolu günlerimiz olsun…

‘Nevin BEYDOĞAN – B-Fit Çamlık Kadınların, Spor ve Yaşam Merkezi’

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.