Safiye Samyeli

Safiye Samyeli

Safiye Samyeli'nin Tüm Makaleleri

Altın Vuruş / Safiye Samyeli

08 Aralık 2020 - 23:28
Reklam


 Henüz hayatının baharında üç erkek çocuk ile ortada kalakalmıştı Sanem.
Kocası Kenan’ın ani ölümü ile derin bir hüzne bürünmüş tamamen içine kapanmış yemiyor, içmiyor kimseler ile konuşmuyordu. Hani o çok sevdiği eşinden yadigâr kalan üç kutsal emaneti olmasa, çoktan gidecekti kocasının peşinden. Yükünün ağırlığının bilincindeydi iki küçük oğluna söz geçirebiliyordu ama büyük oğlu Uğur oldukça aksi ve kendilerinin yaşam tarzından çok farklı bir yaşam tarzına özeniyor ailelerine yakışmayan davranışlar sergiliyordu. Bu yüzden de Sanem’i de en çok Uğur düşündürüyor, Uğur yorup yıpratıyordu.
Uğur eşcinsel bir gurup arkadaş edinmiş ve sürekli olarak onlar ile takılıyor, vücudunun farklı noktalarına garip figürler içeren dövmeler yaptırıyordu. Babasının sağlığında da çok haylaz bir çocuktu ama ölümü ile tamamen ele , avuca sığmaz söz dinlemez olmuş adeta “küçük dünyaları ben yarattım” edasına bürünüyor her akşam ayrı bir olay çıkarıyordu. Babası vefat edeli henüz altı ay bile olmamıştı ama Uğur tamamen aileden kopmuştu. Bazı akşam yemeğini yer yemez evden çıkıp gidiyor, bazı akşamlar ise yemeğe bile gelmiyordu. Yavrusunun her geçen gün biraz daha batağa saplandığını düşünen ve buna tahammül edemeyen Sanem yavrusuna yardım etmek için canla, başla mücadele veriyor her gece sokak, sokak Uğur’u arıyor şayet bulabilirse alıp evelerine getiriyor, bulmaz ise uykusuz işe gidiyor akşama kadar el kapısında çalışıp çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyordu.
Uğur’un peşinde koşmaktan diğer çocuklarını ihmal ettiğinin farkındaydı Sanem, ama önceliği her zaman Uğur’a vermek zorunda kalıyordu, biliyordu ki Uğur’un gittiği yol, yol değildi ve bir anne olarak yavrusu için endişeleniyordu.

Uğur annesinin her gece kendisini takip etmesinden, arkadaşlarının yanında söz söyleyip kolundan çekiştirip evlerine getirmesinden son derece rahatsız oluyor ve sürekli olarak “ bir gün beni asla bulamayacaksınız” diyerek tehditler savuruyor, annesinin bin bir zorluk ile önlerine koyduğu bir tas çorbayı hem annesine hem kardeşlerine zehir ediyordu adeta.
Uğur son günlerde iyiden iyiye zıvanadan çıkmış artık okula bile gitmiyor sabahtan akşama kadar başıboş sokaklarda dolaşıyordu.
_ Samet Uğur ağabeyin nerde yavrum?
_Bilmiyorum anne, okul çıkışında okulun kapısında bekledim ama ağabeyim gelmedi, bende bir başıma geldim okuldan evimize.
_Orhan ağabeyin gelsin de, birde ona soralım bakalım belki o görmüştür ağabeyini.
Sanem’in içine bir ateş düşmüştü yine, belli ki zor bir gece bekliyordu kendisini. Bir an önce akşam yemeğini hazırlamak ve Orhan ile Samet’in yemeğini yedirir yedirmez çıkıp her zaman ki gibi sokaklarda Uğur’u aramak istiyordu. Aradan nerede ise iki saat geçmiş ne Orhan gelmişti eve nede Uğur, Sanem’in tedirginliği iyiden iyiye artmış, kötü düşünmek istemede, olmadık şeyler geliyordu aklına.
Sanem’i bu kötü düşüncelerinden, çalan kapı zili kurtarmıştı.
_Samet kapıya bakar mısın anneciğim?
_Bakıyorum anne.
_Kimmiş gelen yavrum?
_Orhan ağabeyim geldi anne.
_Uğur ağabeyin de var mı yanında?
_ Hayır anne, Uğur ağabeyim yok.
_Hadi çabuk ellerinizi yıkayıp, sofranın başına geçin bende yemeklerimiz getireyim.
Sanem kaşla göz arasında sofrayı hazırlamış, bir an önce çocuklarının yemeğini yedirip Uğur’u aramak için sokağa çıkmaya can atıyordu. Kâsesinde ki çorbasını bitirir bitirmez;
_ Ben çıkıyorum, siz yemeğinizi yiyin ve dersinizin başına geçin, bırakın masa olduğu gibi kalsın ben gelince toplarım yavrum; dedi ve sokağa çıkmak için hazırlanmaya başladı.
_ Dışarıda deli gibi yağmur yağıyor, sen bu yağmurda nereye gidiyorsun anne?
_Uğur ağabeyini alıp geleceğim Orhan.
_ Bırak artık şunun peşini, el kadar çocuk değil ki Uğur ağabeyim, koskocaman adam oldu! Gelmek istedikten sonra evin yolunu kendisi bulabilir anne.
_ Olsun yavrum ben yinede gidip bir bakayım ağabeyiniz nerelerde, hadi siz yemeğini yiyin, birazdan gelirim merak etmeyin siz beni.
_ Lütfen üzerine hırkanı giy ve şemsiyeni almayı unutma en azından.
_ Tamam, tamam hırkamı giyer şemsiyemi de alırım merak etme, kardeşine göz kulak ol Orhan. Ödevlerini yapmasına yardım et Samet’in olur mu kuzum?
_ Gitme desem de sen yine gideceksin nasıl olsa, tamam anne, ben her şeyi hallederim hadi sen çık bir an önce ve çok da geç kalma lütfen, senin için endişeleniyoruz daha sonra.
_ Tamam yavrum, hemen ağabeyinizi alıp geleceğim, hoşça kalın.
Sanem yağan yağmura aldırış etmeden kendisini sokağa atmıştı, nereye gidecekti peki şimdi? Uğur’un gidebileceği her yere bakacaktı elbette ki ve öyle de yaptı. Tam iki saattir Uğur’un gidebileceği her yere bakmıştı ama sanki yer yarılmış ve Uğur içine girmişti bir türlü bulamıyordu oğlunu. Köşe başında görmüş olduğu Yusuf’a yaklaşarak
_ Hayırlı geceler olsun inşallah Yusuf oğlum, Uğur eve gelmedi merak ettim aradım ama bulamıyorum, sen bu gün Uğur’u gördün mü hiç?
Yusuf kendisine sorulan bu ani soru karşısında ne diyeceğini bilmemiş adeta afallamış kem, küm etmeye başlamıştı.
_ Eğer gördünse söyle yavrum korkma söylemem Uğura yerini seni söylediğini.
_Yok Sanem teyze valla billa ben bu gün Uğur’u hiç görmedim! Hatta kaç gündür görmüyorum kendisini.
Sanem Yusuf’un telaşlı bir şekilde yemin edişinden anlamıştı onun yalan söylediğini ve adı gibi biliyordu Uğur’un yerini bildiğini ama kendisine söylemek istemediğini.
_ Bana bak Yusuf! Sen ne zaman dan beri yalan söyler oldun? Sen benim elimde büyüyen çocuksun. Ben senin yalan söylediğini anlamadım mı, bilmiyor muyum sanıyorsun? Sen küçükken de ne zaman yalan söylesen burnunun ucu kızarırdı, bak yine burnunun ucu kızardı!
Yusuf gayri ihtiyari olarak elini burnuna götürdü. Sanem şimdi daha da emin olmuştu evet Yusuf Uğur’un yerini biliyor ve şuanda” bilmiyorum” derken yalan söylüyordu
Yusuf mutasıp bir ailenin tek çocuğuydu ve anne babası , her anne baba gibi evladına çok düşkündü adeta üzerine titriyordu.
_Hadi çocuk daha fazla oyalama beni, bak ikimizde sırılsıklam olduk sen biliyorsun Uğur’un yerini çabuk söyle de gidip alalım biran önce seni annen baban, beni de Uğur’un kardeşleri bekliyor evde.
_ Bilmiyorum vallahi Sanem teyze! Ben kaç gündür görmedim Uğur’u.
_Sen Uğur’u görmedin ama, ben geçen gün şu karşı ki barda bira içerken gördüm seni. Sanırım bundan annenin babanın haberi olsa iyi olacak.
_ Sakın Sanem teyze! Ne olur sakın söyleme anneme, babama bunu. Annem kalp hastası biliyorsun böyle bir şeyi duyarsa çok üzülür inanki.
_ Ben de bir anneyim ve şu an evladım için üzülüyorum, sen bunu göremiyor musun Yusuf?
_ Görüyorum tabi ki.
_ Öyle ise neyi bekliyorsun evladım, söyle bir an önce de gidip alalım Uğur’u o çirkef ortamdan.
_Yerini sana söylediğimi duyarsa Uğur çok kızar bana.
_Kimseye hiçbir şey söylemem, aramızda sır kalır merak etme sen.
_ Arka sokakta ki Turuncu Kafe’nin alt katındalar, ama sen oraya gitmesen daha iyi olur bence.
_ Biraz önce sordum “yok burada” dediler bana, emin misin sen orada olduğundan? Hem ben neden gitmeyeceğim oraya?
_Gitme sen Sanem teyze, gitme diyorsam gitme işte!
Sanem Yusuf’un ısrarla “ gitme “ demesinden iyiden iyiye huylandı ve elinin tersi ile Yusuf’u ittirerek adeta koşar adımlarla Turuncu Kafe den tarafa ilerlemeye başladı, kapıda daha on, on beş dakika önce oğlunu sorduğu palabıyıklı adam duruyordu.
_ Oğlum nerde! Uğur nerde diyorum sana?
_Ne yapacaksın oğlunu, bela mısın sen be kadın? İki de bir gelip, gelip “ Oğlum nerde” yorsun! Oğlun yok burada diyorum anlamıyor musun sen, kaç oldu akşamdan bu yana gelip, gelip oğlunu sorduğun?
_ Oğlum nerde diyorum sana? Çabuk oğlumu getir bana, yoksa başınıza yıkarım burayı sizin!
Sanem’in bu sözlerinin üzerine palabıyıklarının altından hınzırca gülümseyen adam,
_Ateş olsan cürmün kadar yer yakarsın ama, o ateşi önce ben senin yüreğinde yakayım, oğlun aşağıda git de kendin al; dedi.
Palabıyıklı adamın yanından geçerek merdivenlerden aşağıya doğru inen Sanem’in içi ürpermişti adeta, oğlunun bu hizbe bodrum katında ne işi olabilirdi ki? İnsanın genzini yakan pis bir koku geliyordu merdivenlerden yukarıya doğru, her indiği merdiven basamağı bir adım daha yaklaştırıyordu bu pis kokuyu kendisine.
Sanem merdivenleri teker, teker indikçe çılgın bir müzik sesi gelmeye başlamıştı kulaklarına. Bir basamak, bir basamak daha derken nihayet bir ışık görünmüştü ileri de. Hizbe bir yerden sızan ışığa doğru ilerleyen Sanem kendisini neyin beklediğini bile bilmiyor ve korkuyordu da aslında ama evladına ulaşmak için bu yolu yürümekten başka çaresinin olmadığını da biliyordu. Yanı başından geçen lağım faresi ile korkusu bir kat daha artan Sanem” Ahhh Kemal keşke bu kadar erken bırakıp gitmeseydin bizi “ derken gözlerinden iki damla yaş süzüldü yanaklarına doğru. Işığın ve müziğin geldiği kapının önüne gelen Sanem titrek elleri ile ittirdi aralıklı duran kapıyı.
_Aman Allah’ım! Sanem gördüğü manzaranın karşında adeta şok olmuştu. Bir tarafta kendi hemcinsleri ile sarmaş dolaş olan erkekler, kızlar bir tarafta nargile içenler, bir tarafta kendisinden geçmiş olan gençler vardı. Hele dudak dudağa öpüşen lezbiyen kızları görünce adeta iğrendi bulunduğu ortamdan. Bir taraftan etrafından olup bitenleri anlamaya çalışırken bir taraftan da Uğur’u arıyordu. Uğur tekli koltuğun üzerinde sızmış kalmış üstelik de üstü başı sırılsıklamdı, belli ki çişini yapmıştı pantolonuna. Sanem bir o tarafa, bir bu tarafa bakınıyor utana sıkıla oğlunu bulunduğu yerden kaldırmaya çalışıyordu. Ç evresinde bulunan onca insan Sanem’in varlığının farkında bile değildi aslında.
_ Uğur! Uğur kalk hadi yavrum evimize gidiyoruz. Hadi Uğur lütfen kalk ve yaslan bana evimize gidiyoruz yavrum kardeşlerin bizi bekliyor.
_ Offf ya! Yine mi sen geldin be kadın? Bi düş artık yakamdan anlıyor musun? Bi düş yakamdan!
_Hadi oğlum evimize gidiyoruz! Kurban olsun anan sana, yaslan bana ben taşırım seni yavrum bir an önce çıkmalıyız buradan. Hadi Uğur lütfen kendine gel, çıkmamız lazım buradan.
_ Tamam be kadın, tamam Allah kahretsin seni! Yine rezil ettin beni arkadaşlarıma, rezil ettin! Nereye kaçsam bir türlü kurtulamıyorum senden. Ne yapayım yani senden kurtulmak için babamın peşinden mi gideyim? Of Allah’ım yaaa Offf!
_ Kimse bizim farkımızda bile değil! Çıldırmış bunlar senin yerin bunların arası değil! Hadi kuzum kalk kardeşlerin bizi bekliyor evimize gitmemiz lazım.
Sanem güç belada olsa Uğur’u ayağa kaldırmış ve adeta sürükleye, sürükleye dışarıya çıkarmaya çalışıyordu.
_ Gördün mü oğlun nerdeymiş kadın? Bodrum kapısının önüne kadar inip gelmiş olan Palabıyıklı adamın küstah gülüşleri ile irkilen Sanem’in yüreği kuş gibi çırpınır olmuştu.
_ Allah sizin belanızı versin! Şu gençlerin haline bakın hiç mi vicdan yok sizde? Sizin evladınız kardeşiniz yok mu? Sanem daha sözünü tamamlayamadan palabıyıklı adamın tokadı suratında patlamıştı bile. Yeniği şiddetli tokadın etkisi ile yere savrulan Sanem düştüğü yerden kalkarak yaralı bir aslan gibi saldırmıştı adama. Annesinin yediği tokadın sesi ile kendisine gelen Uğur belinde taşıdığı sustalı bıçağı çıkararak adama savurmaya çalıştı ama bunu yapacak gücü yoktu, ayakta bile zor duruyordu.
Palabıyıklı adam kendisine saldıran Sanem’e şiddetli bir tokat daha vurmuş Sanem’in dudağı patlamış ve kendisini yeniden yerde bulmuştu. Yediği tokadın darbesi ile yere düşen annesine bakan ve annesini korumaktan bile aciz olan Uğur, palabıyıklı adamın art arda gelen yumruk darbeleri ile bir anda kendisini annesinin yanında buldu. Kendi acısını unutan Sanem yavrusuna sarılarak onu korumaya çalıştı, gözyaşları sel olmuş dışarıda ki yağmur ile yarışıyordu adeta.
_ Hadi şimdi al bu erkek müsveddesi oğlunu da defol buradan! Ve bir daha sakın buralara uğrama seni bu kez af ediyorum ama emin ol ki bir daha ki sefere af etmem! Anladın sen benim ne demek istediğimi. Palabıyıklı adam bu sözleri sarf ederken bir taraftan da bıyıklarını burarak hınzırca gülümsüyordu. Sanem bir ara adamın kendisine saldırıp tecavüz edebileceğini bile düşündü. Yediği yumruk darbelerinin etkisi ile hala yattığı yerden doğrulamayan oğluna yardım eden Sanem adeta sürükleyerek çıkardı oğlunu o hizbe bodrumdan ana caddeye. Yüzü, gözü kan revan içinde olan oğluna baktıkça gözyaşlarını tutmayan Sanem oradan geçen bir taksiye el ederek Uğur’u en yakın hastaneye götürdü. Oğlunun bu halini görünce kendi acısını çoktan unutmuştu bile.
Uğur tedavi altına alınmış, art ardına yediği yumruklar ile yere düşerken çarpmış olduğu kafasına sekiz dikiş atılmış ve olası bir beyin kanaması şüphesi ile gözetim altına alınmış, en az kırk sekiz saat hastanede kalması gerekiyordu. Uykusuz geçen iki uzun gecenin sabahında oğluna birkaç lokma bir şeyler yedirebilmek için hastane kantinine inen Sanem simit, poğaça, sütün yanı sıra birde günlük gazete almıştı. Sanem kitap okumayı seven ama işten güçten pek fırsat bulamayan bir insandı lakin gazete aldığı hiç görülmemişti bu güne kadar. Bu gün bu gazeteyi alıp gelmesinin amacı gazetenin manşet haberini Uğur’a göstermekti. “ LEYBİYEN ÇİFT ALTIN VURUŞ YAPTI ” Olay gecesi Sanem’in o hizbe bodrumda sarmaş dolaş gördüğü, dudak dudağa öpüşen kızlardı bu iki kız. Yediği yumruk darbelerinin acısını henüz atlatamamış olan Uğur bu haber ile iyiden iyiye yıkılmış ve yaptıklarından dolayı büyük bir utanç duymuştu ama en büyük pişmanlığı, en büyük acısı ise annesinin o palabıyıklı adamdan yediği tokat ve o imalı sözler ile hınzırca gülümsemesiydi. Adamın sözleri hala kulaklarında çınlıyordu Uğur’un “ bu defa af ediyorum ama, bir daha ki sefere af etmem”
_Anne!
_Efendim yavrum.
_Bana hastane polisini çağırır mısın?
_Ne yapacaksın ki polisleri sen?
_O gece hakkında konuşmak, ifade vermek istiyorum.
_Hayır Uğur! Sakın aklından bile geçirme,bütün bu yaşanları unut! Asla davacı olmayacaksın o adamdan, bu adamların sağı solu belli olmaz, başımıza bela istemiyorum!
_ Altın vuruş ne demek, biliyor musun?
_Hayır bilmiyorum yavrum.
_ Altın vuruş, yüksek dozda eroin demek anne. Yani o kızlar yüksek dozda eroinden öldüler ve buna sebep olan kişi de o palabıyıklı adam. Eğer biz şuan korkar ve susarsak, buna engel olmaz isek daha nice genç kız, nice genç delikanlı ziyan olacak ve nice senin gibi anallar, benim gibi hayırsız evladının peşinde koşacak hiç hak etmediği olaylara maruz kalacak. Biliyorum seni çok üzdüm, çok kırdım ama ben hatamı anladım ne yaparsam yapayım senin hakkını asla ödeyemem, ne olur beni af et!
Şimdi lütfen bu gençleri kurtarmam, bağrı yanık anaların bağrına bir damla su serpebilmem, sana kendimi af ettirebilmem için bana bir fırsat verir ve polisi çağırır mısın anne?

Yazımı, kendime ait olan "Katli Vacipti Aşkın" şiiriyle tamamlamak istiyorum. Sanatla Kalın....
* KATLİ VACİPTİ AŞKIN *

Ellerimi şefkatle tutabilseydin eğer!
Derdim ki" aşk uğrunda ölmeye bile değer.
Yıllarca hasretinle, boşa yanmışım meğer.
***Önümüze çıkacak, her zorluğu așardım.
***Son nefesime kadar, sevdan ile yaşardım.

Kar, boran, fırtınalar soldursa bile teni.
Derdim" yârim üzülme yıldırmaz bunlar beni.
Kara kıșıma bile bahar bilerek seni.
***Kelebek edasıyla, kanatlanır coșardım.
***Son nefesime kadar, sevdan ile yaşardım.

Şad olurdu yüreğim, gözlerine baktıkça.
Dișim den tırnağıma, sevgin ile yaktıkça.
Miraç olurdun ruha, aşkın arşa çıktıkça.
***Adım adım yürümez, peşin sıra koşardım.
**Son nefesime kadar, sevdan ile yaşardım.

Önce tuttun elimden, sonra birden bıraktın.
Ben aşkına sebilken, sen çöl kadar kuraktın.
Anlamadım bu aşkta, ben mi, sen mi çıraktın.
***Sevebilseydin eğer, yalnızlığı boşarım.
***Son nefesime kadar, sevdan ile yaşardım.

Müebbet bir yazgının tövbe tutmaz kalemi.
İlmek, ilmek dokudu yüreğime elemi.
Vursalar da boynumu, kesmezdim ben selamı.
***Kükrerdim Fırat gibi, bentlerimden tașardım.
***Son nefesime kadar, sevdan ile yaşardım.

……….nin gözünde eksikti sevda meşkin
Bu gönül senin derdin doluymuș gönül köşkün
Fermanı senden geldi katli vacipti aşkın
***Sevdanı yüreğimden koparmayı başardım
***Son nefesime kadar sevdan ile
Safiye SAMYELİ
Şair/Sanatçı
Kültür ve Turizm Bakanlığı Halk Şairi
Sosyal Sorumluluk Projeler Koordinatörü

YORUMLAR

  • 0 Yorum