Her gün hepimizin kulağından geçen ama çoğu zaman yüreğimize inmeyen bir cümle var: “Bir kadın daha… Şiddet.”
Bir haber spikerinin nötr sesiyle duyduğumuz bu kelimeler, bir süre sonra zihnimizde sıradanlaşmaya başlıyor. Oysa o cümlenin arkasında bir insanın hikâyesi, bir annenin gözyaşı, bir çocuğun sessiz korkusu, bir toplumun yarası var.
Aile danışmanı olarak yıllardır yüzlerce kadının, annenin ve çocuğun hikâyesine dokundum. Hepsinin ortak noktası, şiddetin sadece bir tokat ya da bağırma olmadığı; bir kadının ruhuna, hayatına, özgüvenine, hayallerine vurulan görünmez bir kelepçe olduğuydu.
Kadına yönelik şiddet çoğu zaman evin kapısı kapandığında başlıyor.
Dışarıdan kusursuz görünen bir aile fotoğrafının ardında; ekonomik baskı, psikolojik yıldırma, sürekli eleştirilme, özgürlüğün adım adım kısıtlanması, değer görmeme ve yalnızlaştırılma gibi çok daha derin yaralar var.
Birçok kadın “şiddet” kelimesini duyunca sadece fiziksel saldırıyı düşündüğü için yaşadığı acıyı yıllarca kabullenemiyor.
Ve tam da burada şunu söylemek zorundayım:
Görmezden, duymazdan geldikçe, normalleştirdikçe bunun önüne geçemeyiz. Lütfen normalleştirmeyin…
Çünkü şiddet en çok sessizlikte büyür. En çok unutulduğunda, en çok yokmuş gibi davranıldığında güç kazanır.
Kadın “Benim suçum ne?” diye kendini sorguladıkça, şiddet uygulayan daha da güçleniyor.
Ve en önemlisi… Şiddetin tanığı olan çocuklar yıllar sonra ya aynı döngünün mağduru ya da uygulayıcısı oluyor.
Günümüzde ekonomik kriz, toplumsal baskılar ve sosyal medyanın tetiklediği “kusursuz aile” algısı, birçok kadını sessiz kalmaya zorluyor.
Kimi kadın “Çocuğum için susuyorum”, kimi “Nereye giderim?” diyor.
Ama en acı olanı:
“Kimse inanmaz”, “Kimse yardım etmez” düşüncesi.
İnanın, yardım edenler var.
Şiddet bir kader değildir.
Ve hiçbir kadın, hiçbir çocuk böyle bir yaşamı hak etmiyor.
6284 sayılı yasa, ŞÖNİM’ler, kadın danışma merkezleri, Alo 183 hattı… Bunlar, şiddete uğrayan her kadının yanında duran güçlü mekanizmalardır.
Ama asıl değişim, toplumun sessiz kalmamasında başlıyor.
Bir komşunun duyduğu çığlık, bir arkadaşın fark ettiği değişim, bir öğretmenin gözündeki tedirginlik… İşte bu küçük farkındalıklar hayat kurtarıyor.
Ben bir aile danışmanı olarak yıllardır şunu gördüm:
Kadın güçlenirse, toplum değişir.
Kadın huzurluysa, çocuk nefes alır.
Kadın özgürse, aile sağlıklıdır.
Bugün bu yazıyı okuyan her kadına seslenmek istiyorum:
Hiçbir korku, hiçbir tehdit, hiçbir baskı sizi değersiz yapamaz.
Siz şiddeti hak etmiyorsunuz.
Yalnız değilsiniz.
Konuşun, yardım isteyin, destek alın.
Çünkü bir kadının sessizliği toplumun karanlığıdır; ama bir kadının cesareti bir toplumun kaderini değiştirir.
Unutmayalım…
Şiddeti önlemek; yasalarla değil, dayanışmayla, bilinçle, cesaretle mümkün.
Bir kadının hayatını kurtarmak için bazen tek gereken şey; “Yanındayım.” demektir.
Burcu Vayvada
Aile Danışmanı