Üniversiteden bir grup arkadaş Çameli’ne doğru gidiyoruz. İçinden geçtiğimiz Serinhisar ve Acıpayam beldeleri ovanın kenarındaki yamaçlara kurulmuş yerleşim birimleri. Yani ilk yerleşimcilerin bilinçli bir tercihi olmuş. Bu tercih hem havadar bir mekanın tercih edilmiş olması, hem de toprağa verilen değer açısından önemli. Yerleşim birimlerinin ovaya doğru sarktığını görüyoruz. Bu bir zaruret. Zamanla nüfus artışına bağlı olarak konut ve işyeri ihtiyacı artıyor.  Yamaçlara kurulan yerleşim birimlerinin bir tarafı orman arazisi ile sınırlanmış. Vatandaş mecburen mülkiyetinde olan tarım alanlarına doğru kayıyor. Hele bir de o tarım toprağından imar izni geçerse değmeyin rantın keyfine.

Orman işini biraz abarttık diye düşünüyorum. Gönül istiyor ki, hem ormanı koruyalım hem de tarım arazisini. Ama artan nüfusun baskısı ile bunların birinden fedakarlık gerekirse, benim fikrim ormandan fedakarlık yönünde. Bunu gönül rahatlığı içinde söylüyorum, çünkü herkes de biliyor ki, orman arazisi içinde bulunan toprakların önemli bir kısmı çalılık, bozuk orman ve çıplak. Bunları zamanla ağaçlandırmak gibi bir beklentimiz var, ama buralara sahip çıkmaya çalışırken tarım arazileri gidiyor.

Ormanları koruma gayreti çerçevesinde keçi besiciliği ve sürüleri yok edildi bu memlekette. Sürüler derderst edildi, çobanlar içeri atıldı. Bu gayretleri ballandıra ballandıra anlattı orman görevlileri. Şimdi anlaşıldı ki keçinin de ormana öyle sanıldığı kadar zararı yokmuş, hatta otları yiyerek yangın vasatını ortadan kaldırıyormuş. Orman arazilerine ceviz badem dikmeyi de yeni akıl ettik biz. Çok cahil olduğumuz tespiti ben de giderek pekişiyor. Amerika’yı tekrar tekrar keşfediyoruz hem de baya bi rötarlı olarak.

Yolda tarihçi öğretim üyesi Kemal Daşcıoğlu’ndan öğreniyoruz. Osmanlı bir çiftçi ailesinin 150 dönümden küçük araziye sahip olmasını kabul etmezmiş. Arazilerin miras yolu ile parçalanmasına müsaade etmemiş. Sonrasında gelen miras hukuku bırakın dönümleri, arazilerin yüzlü metrekarelere kadar ufalanmasına neden oldu. Şimdi toplulaştırma çabaları içindeyiz. Yani Amerika’yı yeniden keşfettik.

Batı ülkelerinde şehir içinde koruluklara şahit olursunuz. Bu korulukların korunması, yeniden oluşturulması bi tarafa, bunlar aynı zamanda orman ve ağaç ile insan ve yerleşimin iç içeliğinin güzel örnekleridir.

Ormanlarımız sadece oksijen kaynağı ve seyirlik olmanın dışında yaşanır hale getirilmelidir. Mesela onar dönümlük parçalar halinde kiralanıp içine yüzer metrekarelik bina yapılmasına müsaade edilebilir.


Okullarda verilen eğitim yolu ile aynı düşünce dünyasına sahip olmaları için uğraştığımız vatandaşlarımızda bu birliği sağlayabildiğimiz söylenemez, ama bu yöntemin orman korumacılığı konusunda sağlandığı söylenebilir. Aklımdan şöyle bir komplo teorisi geçiyor; hani derler ya nükleer enerjiye karşı çıkanların sponsoru dünyayı çok daha fazla kirleten fosil  yakıttan rant elde edenlerdir. Aynı onun gibi, orman arazileri konusunda yeri göğü inletenlerin arkasında tarım arazisini yapılaşmaya açılmasından rant sağlayanlar olmasın sakın.

Biliyorum büyük şehirlerin çevresindeki orman katliamını örnek gösterip bana karşı çıkacaksınız. Zaten bu ülkenin en büyük sorunlarından biri; gerek karar vericilerin, gerek ulusal basının, yaşadıkları büyük şehirdeki örnekler üzerinden Anadolu’ya akıl ve nizam vermeleri.
Bülent TOPUZ