Çalkarası Üzümü coğrafi işareti olan bir Çal yöresi ürünü. Yörenin çocuğu olarak bu üzüme dair yaşanmışlıklarımı şöyle bi düşündüm;

Yazın sıcağında, Temmuz ayı gibi, olgunlaşma belirtisi olarak görülen alacalar ilk garaüzüme düşerdi. Alaca düştüyse, yani garaüzüm tek tük kızarmaya başladıysa üzüm yemenin vakti gelmiş demektir. Aralarından tane koparmakla, salkımı yemek arasında günler kalmıştır artık.

Çapalamaktan, budamaya bağ işleri büyüklerindi ama, yazın olgunlaşan üzümlerin Eylül ayında yolunması ve serilmesi çocuklar dahil tüm ailenin hatta akrabaların işi olurdu. Sabahtan doluştuğumuz bağdan yolunarak keleterler vasıtasıyla sergi yerine taşınan üzümler, lanca denilen ağzı geniş varillerdeki derecesi ayarlanmış posatalı suya bandırılır, sonrada gazete kağıdı, çimento kağıdı vb ne bulunursa onun üzerine tek tek serilirdi. Değil mi ki yağmur yağdı, aynı sudan tulumbayla püskürtülerek üzerinden geçilirdi. Bu işlemin tek bir istisnası vardı;

Garaüzüm kurutulmak için posatalı suya ihtiyaç duymazdı, olduğu gibi serilirdi.

Kurutulan çekirdeksiz üzüm daha değerli olduğundan az bi kısmı misafir ağırlamak için ayrılır ve kalanı tüccar veya Tekel kurumuna satılırdı. Değeri düşük olan garaüzüm ise biz çocukların çerezi olurdu. Yeri gelmişken;

Beyin hazır glikoz kullanır. Üzüm ise hazır glikozun tam karşılığıdır. Düşünsenize, gelişme çağında olan biz Çallı çocuklar, beynimizin ihtiyacı olan glikozu gündelik almışız. Ee boşuna değil, bu Çallıların çok zeki olmaları.

Sonraları bu garaüzümün Çalgarası olduğunu öğrendik. Ha bi de şehir efsanemiz vardı; Çalgarası şarap yapımı için elzem bir üzümdür. İçinde Çalgarası olmayan şarap tutmaz. Sonra işin aslını öğrendik ki, öyle bişey yoktu. Hatta boğazkere, öküzgözü vb benzeri üzümler hem daha iyi olmakla daha fazla para ediyor, hem de verimlilikleri yüksek olduğundan daha çok kazandırıyordu. Ee o zaman sökelim 100 yıllık bağları dikelim para getirecek olanları diye bir furya eşliğinde Çalgarası vazgeçilen bir üzüme dönüştü gitti.

20 Haziran Cumartesi günü Çalgarası sempozyumunu dinlemeye gidinceye kadar bendeki hikaye ve bilgi bundan ibaretti.

Önce ilçe ziraat odası eski başkanı Ömer Ayhancı’dan öğrendik ki, Çalgarası, bu yeni tip üzümlere göre hastalığa ve dona karşı daha dayanıklı. Bağcılık üzerine bilim insanlarından öğrendik ki, Çalkarası Üzümü, yüzyıllar boyunca doğal seleksiyona uğrayarak bu güne gelmiş olmakla bu yörenin1 doğal bitkisi. Diğer cinslere göre çok daha uzun ömürlü ve ilaçlama maliyeti son derece düşük. Hani biz de ilaçlamadan kuruturduk ya işte öyle bişey. Gıda mühendislerinden öğrendik ki;

Çalkarası Üzümü, tek çeşit üzümden, beyazdan kırmızıya beş çeşit şarap üretilebilen, her mahallede farklı zamanlarda olgunlaşıyor, farklı bir tada ve aromaya sahip oluyormuş. Bu hali öyle iddialı ki, her mahalle için ayrı bir tank ve şişeleme yani mahalle ismiyle markalama bile yapılabilirmiş.

Öyle güzel şeyler anlatıldı ki, yörenin en eski markası Küp şarapları sahibi Asım Altıntaş’ın “şimdi tüm salon şarap üretimine başlayacak, biz işimizden olacağız” sözü tam yerine oturdu. Benim de bağ alasım geldi. Şöyle 100 dönüm bağ alsam, 20 arkadaşıma paylaştırsam, kimi yaş, kimi kuru, kimi de şaraplık değerlendirse derken ama kim bakacak sorusu tüm hayali yerle bir ediyor. Anlayacağınız yörede çalışacak insan sıkıntısı var.

Sonuç olarak, bilim adamları, üreticiler ve turizmciler tarafından öyle bir tablo çizildi ki, Çalkarası üzümü Çal’ı abad eder. Zaten hali hazırda Çal Bağ Yolu bileşenlerine ziyaretler gün geçtikçe artıyor. Ben de bu vesileyle iki konuda katkı mahiyetinde öneride bulundum. Çal yöresini de kapsayan Denizli Traverten Jeoparkı girişimi bir an önce hayata geçirilmelidir. Bu proje yörede kim ne yapmak istiyor ve yapıyorsa o gayretleri sistematik bir yapıya dönüştürecek olan bir çatı ve iskelet niteliğindedir. Karahayıt’a gelen Turistleri bir gün daha konaklatmak için Çal Bağ Yoluna getirmek gerekir. Ben bunu KBB uzmanı meslektaşlarım ve sınıf arkadaşlarım için denedim ama çok yorucu oluyor. Bu nedenle Karahayıt ile Çal arasındaki vadileri by-pass etmek için Haytabey ve Akdere gölet projeleri bir an önce hayata geçilerek, su tutmak için yapılan bendler kara yolu gibi kullanılmalıdır.

Daha önceki bir yazımda Çal’da bişeyler olacak demiştim. Şimdi de Çal’da bişeyler oluyor diyorum…

Dipnot: Bir akademisyen olarak Çukurova Üniversitesi Araştırma görevlisi Abdullah Özonur sunumunu çok beğendim. Çalkarası Üzümünü anlatırken, adet olduğu üzere önce genel bilgileri anlatmak yerine Çalkarası Üzümünü anlattı. Sonra bu üzümün işlenmesini, eksikliklerinin tamamlanmasını anlatırken genel bilgileri anlatının içine yedirdi. Dinleyicilerin Çalkarası merakı genel bilgileri de dikkatle dinlemelerini sağladı. Tebrik ve teşekkürler.